Herkes İçin Yazılım
Konu 4
Mesaj internette kaybolmadan nasıl gider?
7’den 70’e herkes için. Önceden hiçbir şey bilmen gerekmiyor.
Merhaba, ben Postacı Oğuz. Bugün bir fotoğraf taşıyacağım. Ama tek parça değil.
Bir fotoğraf gönderdim.
Annem başka bir şehirde oturuyor. Bu sabah ona gitarımın yeni tellerinin fotoğrafını gönderdim. Bir saniye sonra annemin telefonunda belirdi.
Eksiksiz. Tek bir köşesi bile kayıp değildi.
Oysa bu fotoğraf yolda tek parça gitmedi. Binlerce parçaya bölündü. Parçalar farklı yollardan gitti, bazıları belki yolda kayboldu.
Peki annemin ekranında nasıl tek parça çıktı?
Fotoğraf da sayıdır.
Birinci sayıda gördük: Fotoğraf sayılardan örülmüş bir ızgara.
Telefon bu sayıları kaydederken sıkıştırıyor ve küçük kutulara diziyor. Her kutu 0 ile 255 arasında tek bir sayı tutuyor. Bu kutulara bayt diyoruz.
Sıradan bir telefon fotoğrafı aşağı yukarı 3 megabayt eder. Yani 3 milyon kutu.
Kendi fotoğrafının bilgi ekranına bak. Senin fotoğrafın kaç megabayt?
Tek zarfa sığmaz.
İnternette bir zarfa en fazla 1.500 bayt sığar. Kabloların ve evdeki modemin ortak kuralı bu.
Bunun en az 40 baytını zarfın üstündeki adres ve notlar kaplar. İçeriğe en fazla 1.460 bayt kalır.
3 milyon baytlık fotoğraf kaç zarf eder? 3.000.000 ÷ 1.460, yani aşağı yukarı 2.055 zarf.
Annemin telefonuna bir fotoğraf gitmedi. İki binden fazla zarf gitti.
Her zarfa sıra numarası.
Zarflar yola çıkmadan önce numara alır. Hem de yalnız zarf değil, içindeki her bayt. Zarfın köşesine de ilk baytın numarası yazılır.
Numaralar 0’dan başlayıp 4 milyarın biraz üstüne kadar gidiyor. Sonuna gelince başa dönüyor, saatin akrebi gibi.
Bir sürpriz daha var: numaralar en baştan başlamaz.
Bildiğimiz kadarıyla her konuşma rastgele bir sayıdan başlar. Amaç, eski bir konuşmadan kalmış başıboş bir zarfın yenisine karışmaması.
Önce kapıyı çal.
Postacı Oğuz zarfları hemen bırakmıyor. Önce kapıyı çalıp kısa bir konuşma yapıyor.
- “Orada mısın? Ben 8.214.000’den saymaya başlıyorum.”
- “Buradayım, seni duydum. Ben de 52.000’den sayacağım.”
- “Ben de seni duydum. Başlıyorum.”
Fotoğrafın tek baytı daha yola çıkmadı. İki taraf şimdiden üç mesaj alıp verdi. Bu üç mesajlık selamlaşmaya el sıkışma diyoruz. Numaralamayı, selamlaşmayı ve birazdan göreceğin bütün kuralları bir arada tutan takımın da bir adı var: TCP.
Burada benzetme kırılıyor: Kapıyı çalan bir insan yok. Bu konuşmayı iki cihazın içindeki programlar kendi kendine yapıyor.
Yol ne kadar uzun?
Bir zarf gidip haberi geri gelene kadar ne kadar zaman geçer? Bunu ölçebiliriz. Ölçtüğümüz süreye ping diyoruz.
Bugün kendi bilgisayarımdan büyük bir arama sitesine ölçtüm. Ortalama 30 milisaniye çıktı. Bir göz kırpması bunun aşağı yukarı on katı sürer.
Işık cam kabloda saniyede aşağı yukarı 200.000 kilometre gider. Bir milisaniyede 200 kilometre. Yani 30 milisaniyede 3.000 kilometre gidip 3.000 kilometre dönebilirdi.
Sunucu büyük olasılıkla o kadar uzakta değil. O zaman zamanın çoğu kabloda değil, yoldaki kavşaklarda sıra beklerken geçiyor olmalı.
“Şuraya kadar aldım.”
Annemin telefonu zarfları aldıkça bana küçük kartlar yolluyor. Kartta “aldım” yazmıyor.
Ne yazıyor peki? “Şu numaraya kadar her şey tamam. Sıradaki şu numara.”
Yani alıcı ne aldığını değil, neyi beklediğini söylüyor.
Bir zarf eksikse arkadakiler gelse bile kart hep aynı numarayı tekrarlıyor.
Mesajlaşma uygulamalarındaki çift tiki düşün. Burada benzetme kırılıyor: Tiki sen görürsün. Bu kartları ne sen görürsün ne annen. Saniyede yüzlercesi gidip geliyor.
Bir zarf kaybolursa.
Oğuz her zarfı bırakınca bir kum saatini çeviriyor. Kart gelmeden kum biterse zarfın kaybolduğunu düşünüyor ve aynısını yeniden yolluyor.
Bu kuralları yazanlar ilk kum saati için 1 saniye öneriyor. Yine kaybolursa bekleme iki katına çıkıyor: 2 saniye. Sonra 4, sonra 8.
Neden hemen yeniden göndermiyor?
Kurallar kaybolan zarfı yolun tıkandığına işaret sayar. Hemen göndermek tıkanıklığı büyütür.
Biraz geri çekilmek herkese yarar.
Karışık gelirse.
Zarflar aynı yoldan gitmek zorunda değil. Biri kısa yoldan gidiyor, öteki bir kavşakta bekliyor. Kapıya vardıklarında sıraları karışmış olabilir.
Kim düzeltecek bu karışıklığı?
Annemin telefonu. Numaralara bakıp zarfları sıraya diziyor. Arada boşluk varsa onu bekliyor.
Fotoğraf uygulaması bu karışıklığın hiçbirini görmüyor. Ona baytlar sırayla ve eksiksiz geliyor.
Bozuk gelirse.
Bazen zarf gelir ama içi ıslanmıştır. Yolda bir sayı değişmiştir. Kim fark edecek?
Gönderen, zarfın üstüne bir de kontrol toplamı yazıyor. İçerikteki sayıları belli bir kurala göre toplayıp sonucu zarfa yazıyor. Alıcı aynı toplamayı kendisi yapıyor.
Market fişini düşün. Kalemleri kendin toplarsın, altındaki “toplam” ile tutmazsa bir yanlışlık var.
Burada benzetme kırılıyor: zarftaki toplama fişteki gibi düz toplama değil. Sayılar ikişer baytlık parçalar hâlinde, kendine özgü bir kuralla toplanıyor. Ama fikir aynı: iki taraf aynı hesabı yapar, tutmazsa bir şey bozulmuş.
Tutmayan zarfı alıcı çöpe atıyor. Bildiğimiz kadarıyla buna kart bile yollamıyor. Kum saati bitiyor, zarf yeniden geliyor. Yeni bir kurala gerek kalmadı.
Postacı nerede yanılıyor?
Bu kurallar mesajı eksiksiz ve sırayla ulaştırmak için var. Her işe yetmiyorlar.
Bir eksik, hepsi bekler.
500 numaralı zarf kaybolursa 501’den 600’e kadar gelenler de bekler. Fotoğraf için dert değil. Görüntülü konuşmada ise ekran donar. Canlı görüntü ve oyunlar bu yüzden çoğu zaman başka bir yol seçer: geç kalan parçayı beklemez, atlar.
Zarf kapalı ama mühürsüz.
Bu kurallar zarfın yerine varmasına bakar, gizli kalmasına bakmaz. Yoldaki biri içine bakabilir. Gizlilik için zarfa bir kilit daha takıyoruz, adres çubuğundaki kilit simgesi o. Başka bir sayının konusu.
Toplam her şeyi yakalamaz.
Market fişinde iki kalemin yeri değişse toplam değişmez. Zarftaki toplamda da öyle. İki bozukluk birbirini götürürse toplam yine tutar. Seyrek, ama olabiliyor.
Yol tamamen kesilirse.
Kum saatleri büyüdükçe büyür. Sonunda Oğuz vazgeçer ve “bağlantı koptu” der. Kurallar zarfı taşır, kesik kabloyu onaramaz.
Sıra sende
Telefonunda bir internet hız testi aç. Sonuçlarda “ping” yazan sayıyı bul. Evde, kafede ve otobüste ayrı ayrı bak.
Hangisinde kum saati en uzun? Sence o milisaniyeler kabloda mı geçiyor, kavşaklarda mı?
Zarf boyutu, numaralar, el sıkışma ve bekleme süreleri internetin herkese açık kural kitaplarından (RFC adı verilen belgeler). Ping ölçümü Oğuz’un kendi bilgisayarından, 4 Ekim 2026’da, tek bir ağ üzerinden.
RFC 9293 (TCP) · RFC 6298 (bekleme süreleri) · RFC 5681 (tıkanıklık) · RFC 894 (zarf boyutu)
Başa dön